GAZİ OSMAN PAŞA’NIN İSTANBULA DÖNÜŞÜ

GAZİ OSMAN PAŞA’NIN İSTANBULA DÖNÜŞÜ
Sultan II Abdülhamid Han, Serasker Müşir Rauf Paşa’yı seraskerlik vazifesi uhdesinde kalmak üzere, yaveri ekremilik ve fevkalade büyük elçilik payeleriyle hem Rusya ‘da bazı görüşmelerde bulunmak ve hem de Gazi Osman Paşa’yı alıp İstanbul’a getirmek üzere Petersburg’a göndermiştir.Yapılan görüşmeler neticesinde Gazi Osman Paşa ‘nın İstanbul’a dönmesine müsaade olunmuştur. Yolculuk esnasında mihmandarlık vazifesinde bulunmak üzere meşhur General Nemikof, Gazi Osman Paşa nın maiyetine verilmiş ve ayrıca Rus Çarı tarafından Paşa’ya, kahramanlığını takdir manasında, çifte nişan takılmıştır.Gazi osman Paşa nın gelmekte olduğunu haber alan İstanbul halkı sahile dökülerek tüm geceyi ayaküzerinde sabaha kadar geçirmeye razu omuş ve büyük bir Çoşku ile kendisini beklemeye koyulmuştur.

Kız Kulesi açıklarına gelen Rus vapurunun bordasına, mevcut izdihamdan Gazi Osman Paşa’yı kurtarmak için, süslü ve ihtişamlı bir sürü saltanat kayığı yanaşmış ve kendisini buradan alarak Paşa İskelesi ne götürmüşlerdi.Gazi Osman Paşa, refakatinde Serasker Rauf Paşa ile birlikte saltanat kayığından çıkarken, Padişahın Başyaveri ve Sultan Aziz’in damadı Müşir Dağıstanlı Mehmet Paşa eline sarılmış ve: “Namınamü akdesi padişahiye beyanı hoşamediye memur” olduğunu belirterek heyecanla elini öpmüş Gazi Osman Paşa da kendisini hasretle kucaklamıştı.Bu sırada iskeleyi dolduran halk: “Hoş geldin ey namuslu kahraman, çok yaşa Gazi Osman ” nidaları ile ortalığı inletmiştir.

Sultan Abdülhamid, koşumları altın ve gümüşle işlenmiş bir çift iri yağız Rus katanası koşulu landosunu, binmesi için Osman Paşa’ya tahsis etmişti. Bu ilk saltanat arabasına Gazi Osman Paşa tek başına binerek sağ tarafa oturmuş, Serasker rauf Paşa ve Gazi Osman Paşa nın yaveri Tevfik Paşa da ikinci arabada yeralmkış, mabeyn erkanının da yerlerini almalarıyla halkın heyecan içerisinde doldurduğu ve kapladığı Beşiktaş Caddesi, Serencebey Yokuşu geçilerek Yıldız Sarayı’na doğru hareket edilmişti.

Gazi Osman Paşa nın bulunduğu araba Yıldız Sarayı’ndan içeri girince: “Gazii meduhul-efali bizzat kendim istikbal edeceğim!” diyen Sultan Abdülhamid kendini tutamayarak teşrifat ve merasim hudutlarını dinlemeyerek Divanı Hümayun merdivenlerinin ortasına kadar kollarını açarak yürümüş ve Gazi osman Paşa’yı “Gel benim kahraman Osmanım! Berhüdar ol! şanı milleti ancak sen muhafaza ettin. Vatan uğurunda yaptığın gazaya bütün cihanı hayran eyledin.

Osmanlı askerliğinin şerefini sen göklere çıkardın. Senin gözlerini öpmek için hasretle ahdetmiştim. Gel ahdımı yerine getireyim. Gözlerini öpeyim”, diyerek karşılamıştır.Merdivenleri ağır ağır inmekte olan Padişahın kendisine doğru gelmekte olduğunu gören Gazi Osman Paşa ileriye doğru atılmış ve: “Şevketli Padişahım! Sağ kaldığım için gönlümde tek bir sevinç varsa o da zatı şahanelerinin ayak türabına yüzümü, gözümü sürmek için nice yıllar dır kalbimin en mahrem hücresinde cevheri can gibi sakladığım bir emeli mukaddesenin husulü içindi. Allahu Teala hazretlerine hamdolsun ki bugün o şerefe de kavuştum ” demiştir.

Uhdesine taşıdığı vazifelerin ve II. Abdülhamid’e olan yakınlığının kendisine kazandır mış olduğu avantajlardan yararlanarak siyasi çalışmalarda da bulunan Osman Paşa’nın en büyük mücadelesi ordunun ıslahı konusunda olmuştur. Yapılması düşünülen ıslahat hareketinin kendi değerlerimize dayanan ve dış bağımlılığı doğuracak her türlü teşebüsten uzak bir program dahilinde yapılması gerektiği fikrini savunmuş ve bu fikri benimseyenlerin temsilcissi durumun da olmuştur. Onun bu davranışı İngiliz yanlısı bir politika izleyen başta Tunuslu Hayredin Paşa olmak üzere Fuat ve Nusret Paşalarla anlaşmazlığa düşmesine sebep olmuş, bu durum ise kendisini Sultan II. Abdülhamid’in gözünden düşürmek ve İstanbul dan uzaklaştırmak için, aleyhinde birtakım suçlamalar ve ithamlarda bulunulmasıyla neticelenmiştir.

Osman Paşa nın saray muhiti içerisindeki önemli çalışmalarından biri de ülema sınıfı ile işbirliği içerisinde olması ve dini sınıfın liderliğini yapmış bulunmasıdır. Muhalifler tarafından her türlü girişimlere rağmen Osman Paşa yirmi üç yıl süren (1877-1900) Saray hayatı esnasında kendisi II. Abdülhamid’e sadakatle bağlı kaldığı gibi Abdülhamid’ e de Ona karşı güven beslemiş , iki oğlunu iki kızına damad etmiş, cuma ve sair selamlıklarda karşısına almak suretiyle kendisine olan itimadını ızhar etmiş ve hatta başta İngiliz elçisi Mr. Layard olmak üzere, muhalifleri tarafından aleyhinde söylenen sözlere fazla iltifat etme miştir.

Askerlik sanat ve dehasının kendisinde toplandığına şahit olduğumuz fazla uzun olmamakla birlikte vakur ve heybetli bir görünüm, iri ve kuvetli tıknaz bir vücudun sahibi olan Gazi Osman Paşa’nın 1900 (1833-1900) yılındaki ölümü gerek yurtiçinde gerekse yurt dışında büyük bir teesürle karşılanmış, kendisine duyulan sevgi ve saygının bir neticesi olarak adına şiirler ve marşlar söylenmiş, ismi kasabalara , semtlere ve okullara verilmiştir. Osmanlı askeri tarihinde yapmış olduğu başarılı hızmetlerinden ve kazanmış olduğu haklı şan ve şöhretinden dolayı o her zaman için saygı ve hürmetle anılmaya devam edecektir.

You may also like...